Haber ve Duyurular

Manas’ta Demokrasi ve Milli Birlik Günü

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde (KTMÜ) 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Etkinliği düzenlendi.

Etkinliğe Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçisi Cengiz Kamil Fırat, Büyükelçilik mensupları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bişkek Temsilcisi Atınç Keskin, KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Sebahattin Balcı, Rektör Vekili Prof. Dr. Asılbek Kulmırzayev, KTMÜ mensupları ve aileleri, TİKA Bişkek Program Koordinatörü Ali Muslu, Kırgızistan Ahıska Türkleri Derneği Başkanı Atamşah Dursunov, vatandaşlar ve basın mensupları katıldı.

Anma etkinlikleri MEDIAMANAS’tan da yayınlandı.

Tüm dünyada Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı ve KTMÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Pof. Dr. Fahrettin Altun’un başkanlığında yürütülen ve Kırgızistan’da KTMÜ’nün T.C. Bişkek Büyükelçiliği ile iş birliği içinde gerçekleştirdiği 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü Anma Etkinlikleri, dini ve anma programlarından oluştu.

Etkinlikler 15 Temmuz 2019’da KTMÜ Abdülkerim Sâtuk Buğra Han Camiinde İlahiyat Fakültesi ile Din Hizmetleri Müşavirliği’nin iş birliğinde yapılan dini programla başladı. Ardından Rektörlük Sergi Salonu’nda Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın yayımlamış olduğu fotoğraflardan 15 Temmuz Fotoğraf Sergisi’nin açılışı yapıldı. Daha sonraysa Rektörlük Konferans Salonu’nda anma programı gerçekleştirildi.

15 Temmuz Şehitleri’nin anısına saygı duruşuyla başlayan program, iki ülkenin milli marşlarının okunmasıyla devam etti. İletişim Başkanlığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin anlatıldığı Türkçe ve Rusça kısa belgesel sunumun değerlendirme konuşmaları yapıldı. Program İletişim Başkanlığı’nın koordinasyonuyla tüm dünyada izlettirilen ve FETÖ’nün içyüzünün anlatıldığı TRT World yapımı “The Network” adlı belgeselin sunumuyla sona erdi.

Rektör Prof. Dr. Sebahattin Balcı değerlendirme konuşmasında şunları söyledi:

Bin Yıllık Vatan Mücadelesi

 “15 Temmuz olayı nedir dediğimiz zaman, esasen şöyle bakalım olaya, biz Anadolu toprağına 1071’de geldik. Üzerinden yaklaşık bin sene geçti. Bu toprak vatan yapıldı. Bu, çok ağır bedel ödenerek elde edilen bir vatandı; ama öyle ki bir defa bedel ödemedik. Bin yıldan beri gerektiğinde her defa bedel ödedik. Anadolu toprağındaki tarihimize bakacak olursak, hiçbir 10 yıldır yoktur ki bu millet bir kere daha vatan sevgisi ile milletinin birlik ve beraberliği ile vatanına kast edenlere karşı herşeyi göze alarak yaptığı mücadele ile tarihteki yerini almamış olsun. Bu şekilde bir büyük medeniyet kurduk. Bütün dünyaya insan merkezli bir medeniyet hediye ettik. İnsan olmayı, adaletle hükmetmeyi, hakkın haklının olduğu mutlu bir dünyada yaşamayı, Anadolu toprağında kurmuş olduğumuz ve ağır bedel ödediğimiz bu medeniyetle bütün dünyaya altı yüz sene boyunca hizmet ederek iftiharla gösterdik. 1920’lerin yirminci yüzyılın başları, hatta biraz daha geriye doğru gidersek, son yüz yıl bizim için felaketler yılıdır. Gerçekten Türkler’in ateşle imtihan yıllarıdır. Maalesef geriye gidiş yıllarımızdır. Ama 1920’de yeni bir kahramanlık destanı yazdık. Büyük Atatürk’ün önderliğinde Ankara’da Gazi Meclis’imizi kurduk ve yeniden o günkü dünyanın yedi büyüğüne karşı bir mücadele daha verdik. Şanımızla, şerefimizle istiklalimizi bütün dünyaya ilan ettik. 1923’te kurmuş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile de  tarihteki yerimizi asla bırakmayacağımızı bütün dünyaya gösterdik. Yine de imtihanımız bitmedi, içten ve dıştan ihanet ve düşmanlık hep ama hep bizimle beraber oldu. Onun için Türk’e durmak yaraşmaz, Türk’e gaflet hiç yaraşmaz, Türk uyanık olmak durumundadır. Türk merhametlidir, şefkatlidir; ama Türk bilecek ki kendine ihanet edenin ne merhameti vardır ne şefkati ne Allah korkusu vardır. İşte 1950’ler, 60’lar, 70’ler, 80’lerde, her on yılda bir, bir kere daha bir kere daha sınanarak günümüze geldik. Bu sınamada aslında biz bir şeyi biliyorduk: düşman kim, dost kim? Fakat 15 Temmuz meselesine gelince gördük ki düşman yeni bir formata geçmiş, yeni bir metot uyguluyor. Bir nevi mutasyona uğramış. Düşman sizden gözüküyor, düşman dost gözüküyor, düşman benim gibi sizler gibi içimizde yaşıyor ve bizim gibi görünüyor. Sizinle beraber mescitte alnını secdeye koyarken, birden bire alnını secdeden kaldırıp sizi sırtınızdan bıçaklıyor. İşte biz 15 Temmuz’da böyle bir düşmanla karşı karşıya kaldık. Bu; en zalim, en acımasız, en merhametsiz, en nankör düşman!.. Bu düşmanın adı FETÖ küresel ihanet örgütüdür.”

Küresel İhanet Örgütü

Bu ihanet örgütü, küresel bir örgüttür. Küresel bir ihanet örgütüdür. Görevi de büyük Türk Milleti’nin yeni bir kutlu yürüyüşe çıkıp yeni bir medeniyet kurup dünyaya hizmet etmesini engellemektir. FETÖ’nün ana görevi budur; çünkü bir yeni medeniyet inşa ettiğimizde insanlık yeni bir kurtuluşun yolunu bulmuş olacaktır. Bugünkü dünyada adalet var mı, bugünkü dünyada hak haklının mı, bugünkü dünyada insanın kıymeti var mı? Bakın İslam coğrafyasına, Türk coğrafyasına her tarafta kan akıyor, gözyaşı akıyor. Ülkeler paramparça, devletler yıkılıyor, şehirler harabeye dönmüş. Burası bizim coğrafyamız, burası bizim gönül coğrafyamız. Burada akan her kan bizim sinemizden akıyor. İşte bütün bunların önüne geçecek olan, aziz milletimizin başlatmış olduğu, Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğindeki kutlu yürüyüşünde kuracağı yeni büyük medeniyetin inşasıdır. Bu medeniyet aslında sadece Türkiye’nin değil, Türk dünyasının değil, İslam âleminin değil, insanlığın kurtuluşuna ve hakla, adaletle insanca yaşamasına yeni bir iklim oluşturacak bir büyük davanın adıdır. İşte dâhili ve harici düşmanlarımız bunu çok iyi bildikleri için bize bizden gibi gözükenlerle vurdular.

Tarihe Geçecek Emsalsiz Örnek: 15 Temmuz

Ancak milletimiz bir şeyi daha gösterdi: düşman nereden gelirse gelsin, hangi isimle gelirse gelsin, hangi renkle gelirse gelsin, hangi sözle gelirse gelsin, Türk Milleti’nin aklıselimi, vicdanı, büyük idrak kabiliyeti düşmanı tanıyor. 15 Temmuz Gecesi, işte bunun tarihe geçecek emsalsiz örneğidir. Milli vicdan uyanmış, hücrelerine kadar milletinin ve Devletinin tehlikede olduğunu hissetmiş ve sinesini düşmana siper etmiş, canını hiçe saymış, kahramanlık destanını yazmıştır. Tarihte böyle bir örnek yoktur. Bugünkü dünyada da böyle bir örnek yaşanmamıştır. 15 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’miz zoru görünce kenara geçen bir Devlet yönetimiyle de muhatap olmamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı’mız herşeyi göze alarak milletinin başında durmuş ve onları meydanlarda ihanete karşı durmakta her zaman eşsiz kahramanlık örneğini verecek cesarete davet etmiştir. Ben 15 Temmuz gecesi Bişkek’teydim. Yeni yatmıştım. Telefonum çaldı. Baktım, Bülent Bey arıyor. ‘Hocam televizyonu açar mısınız, Türkiye’de bir şeyler oluyor.’ dedi. ‘Ne oluyor?’ dedim. ‘Hocam, Türkiye’de birtakım hareketler var, askeri hareketler var. İhtilal oluyor diye söylediler.’ dedi. Hiç inanamadım. Türkiye’de ihtilali kim yapacak dedim, kim kime karşı yapacak? Televizyonu açtım. Baktım ki hakikaten bir garabet resimleri var. Karşımızdakiler Türk Askeri gibi durmuyor. Türk Askeri’nin bir duruşu vardır. Bir şeye karar vermişse yapar. Bunlar Türk Askeri gibi durmuyordu baktığımda. Bunlar Türk Askeri üniforması giymiş, ama o üniformanın şerefini taşıyacak ne yürekte ne ahlakta ne imanda. Bir ucube görüntüsü veriyorlardı. Köprünün başına toplanmışlar böyle, süprüntü takımı gibi. Öbür tarafta bir takım başıbozuk davranışlar... Bir yerde de uçakla kendi halkını vuran alçak, vicdansız, insanlıktan nasibini almamış, insan demeye bir imkân olmayan yaratıklar gidiyor Gazi Meclis’imizi vuruyor. Biraz evvel resimleri gördünüz aşağıda. Gidiyor, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni vuruyor. Gidiyor, Emniyet Teşkilatı’mızın göz bebeği olan Özel Harekât Daire Başkanlığı’nı vuruyor. Niye buraları vuruyor? Bizim sinir uçlarımızı vurup felç etmeye çalışıyor. Yaptığı bu. Ama onlar bir şeyi gözden kaçırdılar. Milletin sinirleri milletin sinesinde. İşte orayı vuramadılar. Onun için o millet çıktı, tankın önüne yattı. Öyle bir örnek dünyada yok. Yattı tankın önüne. O millet çıktı, yukarıdan helikopterle bomba kurşunlarıyla atılan o ihanet silahına sinesini gerdi. Sonunda milletin kahramanlığı, kalleş ve kahpenin ihanetini yendi.

KTMÜ Senatosu’ndan Kınama Mesajı

Biz Manas Üniversitesi olarak Kırgızistan saatiyle sabah 11.00’de, yani Türkiye saatiyle sabah 08.00’de, Cumartesi olmasına rağmen, Senatomuzdan almış olduğumuz yetkiyle, bu ihanet şebekesinin Türk Milleti’ne, bütün mazlumlara, Türk dünyasına inancı olan herkese ve İslam dünyasında kendisini bir birey olarak hisseden herkese karşı ihanetini Senato Kararımız ile kınadık. Belki de Türkiye'de bu olayları ilk kınamayı da yapan Kurum olarak biz görevimizi, yapmamız gereken görevimizi yerine getirdik.

Türk Dünyası ve İslam Alemine İhanet

Bu ihanet olayı sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne ve Türk Milleti’ne yapılmamıştır. Bu ihanet aslında bütün Türk dünyasına yapılmıştır. Bütün İslam âlemine yapılmıştır. Bu mağdurların ve mazlumların olduğu dünyanın her yerindeki insan topluluklarına karşı yapılmıştır. Maksat hepsinin ümidini bitirmektir. Köleleştirmek, diz çöktürmektir. Dolayısıyla olay sadece Türkiye ekseninde ve sınırlarıyla değerlendirilirse çok küçük kalır.

Moral Kaynağı Türk Milleti

Şunu unutmayalım. Ben bugün büyük ıstırap çeken kardeşlerimizden bir Türk topluluğunun yaşadığı yerde -şimdi adlarını söylemeyeceğim, birtakım komplikasyonlara sebebiyet vermeyelim- yapmış olduğum bir sohbette gördükleri ıstırabı ve çileyi anlattıklarında dedim ki ‘Kardeşlerim, Allah rızası için söyleyin sizin için ne yapabileceğimizi, bana söyleyin. Ben giderim Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’mıza bunu anlatırım. Benim görevim bu. Söyleyin lütfen!’ dedim. O kardeşlerimizden birisi ayağa kalktı ve bana dedi ki, ‘Hocam, biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden hiçbir şey istemiyoruz. Kötü haberiniz gelmesin yeter.’ Değerli kardeşlerim, Türkiye Cumhuriyeti’nin işte böyle büyük bir görevi vardır: dünyanın neresinde olursa olsun, Türk, Müslüman, mağdur, mazlum, herkes için ümidin kaynağıdır; moralin kaynağıdır; geleceğe olan inancın kaynağıdır; yaşama sevincinin kaynağıdır. İşte bu hainleri bu duygularla lanetliyoruz. Onlar tarihe çok kara bir leke olarak ve çok aşağılık varlıklar olarak geçmişlerdir. Onların bu dünyada bir yerleri yoktur; ama Allah biliyor, ahirette de bir yerleri yoktur. Bunlar nereye gidecekler? İşte halleri budur!

Büyük Türk Milleti bir ve beraber olarak istiklalini de istikbalini de hürriyetini de milli birliğini de vatanın bütünlüğünü de korumuş ve kendisine ümit bağlayanlara hakiki bir ümit olduğunu bir kere daha göstermiştir. Bu vesileyle kahraman şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Onların aziz hatıralarını her zaman gönlümüzde yaşatıp onlara lâyık olduğumuzu göstereceğimizi, sıramız gelirse bizim de onların yaptığından aşağı kalmayacağımızı işte burada bir kere daha ifade ediyorum. Kahraman gazilerimizi, onların şerefli ailelerini minnetle ve şükranla buradan anıyorum. Onları Allah iki cihanda da aziz etsin! Bizlere de bu kahraman şehitlerimize, bu kahraman gazilerimize, onların ailelerine sahip olmayı, saygılı olmayı ve hep onların yanında olmayı ve onların onurunu, şerefini ve acılarını da paylaşmayı nasip etsin. Hepinize saygılar sunuyorum.”

Rektör Vekili Prof. Dr. Asılbek Kulmırzayev ise değerlendirme konuşmasını şöyle yaptı:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin yirmi birinci yüzyılda yaşadığı en ağır tarihi olaylardan birini anma gününde bir aradayız. Bugün 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü olarak adlandırılmış. Bunun temel nedenlerinden biri tarihi olaylar sonucunda ulusun parçalanıp dağılmaması ve ülkenin varlığının sürdürülmesi için temel unsurun milli birlik olduğunun bir kez daha görülmesidir.

Geçen gün Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçiliği Bişkekliler için bir film gösterimi yaptı. Bu filmi seyretmek gerekiyor. Gerçekten bilmediğimiz, haberimizin olmadığı birçok husus orada detaylı bir şekilde anlatılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti yirminci yüzyılda tarihe mal olan çok ağır olaylar yaşadı; ancak Türk Milleti ülkesinden başka bir yerde kendileri için hayat olmadığının bilinciyle birlik ve beraberlik içinde hareket edip ülkesini bu günlere taşıdı.

Bir milletin düşmanı dışarıdaysa onu alt etmek kolaydır; çünkü dış düşmanın amacı bellidir. O, ülke toprağını işgal etmek, milleti yok etmek ve bunun sonuçlarından faydalanmak ister. Ancak bir ülkenin eşit imkânlar sağlayarak yetiştirdiği vatandaşının, kardeşinin, gencinin, askerinin, bilim insanının, siyasetçisinin, kendi milletine saldırması ne kadar ağır bir şeydir. Bu durum, ak sütüyle büyütüp yetiştirip bir yere getirdiği oğlunun ya da kızının annesine saldırması gibidir. Düşmanın en güçlüsü, milletin kendi içinden çıkandır.

Bu nedenle 15 Temmuz’da yaşanan olayları, Türkiye Cumhuriyeti’nin yirminci yüzyılın başlarındaki kuruluş sürecinde yaşadığı savaşlar ve mücadelelerle bir tutsak yanılmış olmayız. Halkın 15 Temmuz’da kadını erkeği, genci yaşlısı demeden bir olup sokağa çıkması ve iradesini ortaya koyup egemenliğine sahip çıkması Türk kardeşlerimiz, Türk dünyası ve insanlık açısından unutulmaz bir olaydır.

…Vatanımız, dilimiz ve milletimiz yoksa dünyada yaşam alanımız da yok demektir. Başkalarının gelenekleri ve kültürüyle yaşayamayız. Gençlerimizi bu çok önemli hususta bilinçlendirmeliyiz. 15 Temmuz’da hayatını kaybeden kardeşlerimizi saygıyla anıyorum. Onlar için ettiğimiz dualar kabul olsun. Milletimiz hiçbir zaman parçalanmasın, hep bir arada olalım. Birlik olursak geleceğimiz de parlak olur. Birlik olursak sorunlarımızı aşarız. Şehitleri bir kez daha saygıyla anıyor, bir daha böyle ölümlerin yaşanmamasını diliyorum.”

Türkiye Cumhuriyeti Bişkek Büyükelçisi Cengiz Kamil Fırat ise duygularını şu sözleriyle dile getirdi:

“Size 3 seneden bu yana neden yaşadıklarımızı anlatmaya çalışıyoruz? Niye bundan sonra anlatmaya çalışacağız? Bunlar hakkında bilgi vermek istiyorum. Birazdan ‘Network’ adlı belgeseli göreceksiniz. Bir İngiliz araştırmacı, gazeteci çıkartmış. Bir sürü insanla konuşuyor. Bunların birçoğu yabancı. Yarısından çoğu Fetullahçı Terör Örgütü mağduru.

Bu süreç bitmedi. 15 Temmuz bir geceydi. Bir kalkışmaydı. Başarılı olamadılar. İş orada bitmedi. Bu iş devam ediyor. Türkiye’de devam ediyor, yurt dışında devam ediyor. Yurt dışında -kendi kaynaklarından verdikleri bilgiye göre- 2000 tane okul kurduklarını söylüyorlar. Dünyanın her tarafına yayılmış, aynı şemalar üzerinden bir yapılanmaları var. Birazdan izleyeceğiniz videoda göreceksiniz.

Diyecekler ki ‘Bu, Türkiye’de olmuş bir şey. Bizi niye ilgilendiriyor? Bizi neden bu konuyla bu kadar rahatsız ediyorsunuz?’ Bütün Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliklerine bu cümleyi kuruyorlar. ‘Sizin kendi problemlerinizi neden bizim ülkemize getirdiniz?’ diyorlar. 1976 yılında ilk okul kuruluyor, dershaneler, okullar… ‘Biz Müslüman’ız, ılımlı Müslüman’ız’ -böyle bir şey geliştirmişler- böyle bir yapı altında çalışıyoruz. Kültüre, diyaloğa, eğitime önem veriyoruz.’ diyorlar. Şimdi kim bu söyleme, yaklaşıma karşı çıkar? Yıllar geçiyor, öyle bir noktaya geliyoruz ki bu okullardan alınan paraların büyük bölümü örgüte, örgütlenmeye gidiyor. Terör örgütleri artık elinde silahla, yaralayıcı aletle insanları kovalayan örgütler olmak zorunda değil. Sapık bir ideolojinin, kültün, mafya tarzı bir yapılanmayla eğitim kisvesi altında beyinleri yıkanmış binlerce gencin nereye götürülebildiklerini göreceksiniz. Bir F 16 uçak pilotunun Ankara’nın göbeğinde kendi Parlamentosunu bombalayabilecek kadar gözü dönmüşse ve bu kişiler bunların okullarından mezunsa… Dünyanın her yerinde aynı şemayı uyguladıklarını unutmayın.

Bana da deniyor: ‘Bizde her şey kontrol altında.’ Her kurdukları okulda, üniversitede altın jenerasyon dedikleri bir sınıf kuruyorlar. 200 kişi arasından belki 20 kişiyi alıyorlar. Bu 20 kişi o okuldan alınıyor, asker yapılıyor. Burs veriliyor, maddi destek sunuyorlar. Sonra da bürokrat hâkim, polis yapılıp önemli konumlara getirtiliyor. Geri kalan 180 kişiyse güzel bir okula gittiklerini sanıyorlar. Her eğitim kurumundan oluşturulan bu kişilere -kendi ağızlarından da ifade ettikleri gibi- ‘Devletin kılcal damarlarına gireceksiniz. O tarihe kadar sessiz, gizli kalacaksınız.’ diyorlar.

Buradaki hocalarımıza, sizlere soruyorum. Aranızda neyle iletişim kuruyorsunuz? Telefon, Whatsapp ya da birebir görüşme yoluyla mı yapıyorsunuz ya da kendi aranızda kendinize özel kod isimleri, gizli adlar takıyor musunuz? Bunlar ise Bylock, Tango ve kendilerine özel yazdırdıkları gizli iletişim programlarıyla haberleşiyorlar. Kendi aralarında hepsinin bir kod adı var. Nasıl bir eğitim sistemi bunu yapar arkadaşlar! Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok! 

Bugün Türkiye G20 üyesi; ama bugün Türkiye dünya genelinde 2000 tane böyle eğitim kurumu kurmak istese ve her türlü ekonomik olanağı bana verse ve benden bunu istese kimse buna izin vermez. Demek ki bunun arkasında bir şey var, bir güç var. Kimse bize bunlara eğitim kurumu, diyalog kuran kişiler demesin.  Burada çalışan hocalarımız var, diğer insanlar var. Bu kurumlarınızdan, iş yerlerinizden aldığınız maaşın yüzde kırkını müdüre ya da yöneticilerinize veriyor musunuz? Bu kurumlarda ve yapıda çalışan herkes maaşlarının yüzde kırka kadar miktarını mecbur olarak örgüte, yönetime aktarıyor.  Bunların hepsi kendi sözlerinden, açıklamalarından, yargıya yansıyan belge ve itiraflardan biliniyor. Bu ne biçim bir eğitim kurumu?

İş adamları okullara destek veriyor. Bunların ağabeyleri, ablaları bu insanlara iş bağlıyor. Networkler kuruluyor. Sonra bir bakıyorsunuz. Para her şeyin önüne geçmiş. Bu okullardan mezun olanlarsa standart şablonlar çerçevesinde. Türkiye’den başlayın, Amerika, Japonya, Nijerya’ya kadar aynı şablonu uygulamaya sokuyorlar.  Sınav merkezlerindeki, üniversitedeki akademisyenler ve diğer kurumlardaki kendi elemanları aracılığıyla sınav sorularını ele geçiriyorlar. Sadece kendi elemanları için çalıyorlar.

Bunların hiçbirisi bitmedi. 15 Temmuz bizim için bir demokrasi, bir milli birlik günüdür; ama dünyaya da bir mesajdır. Türk halkı sokağa çıktı. Devletini, milletini korudu. Tankın önüne yatan insanlarımız oldu. Bu sadece İstanbul’da, Ankara’da olan bir şey değildi. Marmaris’te Cumhurbaşkanı’mızın ailesini öldürmeye giden komanda timi var. Sivas’ta, Konya’da, Adana’da her yerde tanklar sokağa çıktı.

Size şuradan bir mesaj iletmek isterim: Türkiye Cumhuriyeti, bunların arkasında kim olursa olsun ne dinin kullanılmasına izin verecek ne yabancı devletlerin bunları kullanmasına…

Bu adamın -kendi deyimiyle- ‘Türkiye bizim için ne ki ben küresel bir gücüm, ben mehdiyim.’… Burada Müslüman’ız hepimiz.  Aramızda Müslüman olmayanlar da olabilir. Mehdi ne demek? Kim kabul ediyor onu? İşte bu mehdiye inanıp insanları bombalayanlar var. Bu nasıl mehdi! Bu nasıl bir beyin yıkanmışlığı! Bunların hepsi üniversite mezunu. Dolayısıyla sizlere şunu söylemek istiyorum. Bu iş bitmedi ve bu işin peşindeyiz ve bırakmayacağız. Ne Türkiye’de ne de dünyanın başka bir yerinde. Beğenmeyebilirsiniz; ama daha sonra başınıza gelecek ise kararı siz alın.

Düşünün burada aynı şablon uygulanıyor mu: ticaret, basın, sosyal medya, ağabeyler, ablalar, okullar, üniversiteler, soruların çalınması, bazı kişilerin ön plana çıkartılması, yetiştirdikleri bu altın grubun Devletin, bürokrasinin, ticaretin bütün kılcal damarlarına yerleştirilmesi... Dünyanın başka ülkelerinde bunun örnekleri var mı? O zaman bizim çalışmalarımız bitmedi. Biz bunu sadece 15 Temmuz’da değil her zaman anlatmaya devam edeceğiz. Bizi sevsinler ya da sevmesinler. Biz güzellik yarışmasına gelmedik!”

MEDIAMANAS

Haberin Tamamı: http://mediamanas.kg/lang-tr/3279-manasta-demokrasi-ve-milli-birlik-gn.html