Mezuniyetten Kariyere Uzanan Başarı Hikayesi: “Manas’ta aidiyet hep devam eder”
Bazı üniversiteler diploma verir. Bazıları ise bir kimlik, bir çevre, hatta insanın yürüyüşüne sinen bir özgüven bırakır. Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nin 2025 mezunlarından Sezim Karıbekova ile konuşurken, bunun yalnızca bir eğitim hikâyesi olmadığı hemen anlaşılıyor. Onun anlattıkları, mezuniyet sonrasında da devam eden görünmez bir bağın, kurumsal hafızanın ve kişisel dönüşümün hikâyesi.
Karıbekova, halkla ilişkiler alanında çalışan genç profesyoneller arasında dikkat çeken isimlerden biri. Farklı sektörlerden markalarla, girişimcilerle ve dijital çağın yeni etkileyicileriyle çalışan yoğun bir profesyonel hayatı var. Ancak konuşma, üniversite yıllarına geldiğinde sesi değişiyor; daha yavaş, daha içten ve daha kişisel bir tona bürünüyor.
“Manas’ta mezun diye bir kavram yok,” diyor. “İnsan okuldan ayrılıyor olabilir ama aidiyet bitmiyor. Nerede olursak olalım, kendimizi halâ bu üniversitenin öğrencisi gibi hissediyoruz.” Bu cümle, belki de onun kariyerini anlamak için en iyi başlangıç noktası. Çünkü Karıbekova’nın hikâyesi, planlanmış bir rota kadar tesadüflerin de insan hayatında nasıl yer açabildiğini gösteriyor.
“Üniversiteye beni bir harita uygulaması getirdi”
Karıbekova’nın üniversite tercih dönemi pandeminin belirsiz günlerine denk gelmiş. O sırada ilk hedefi tıp eğitimiymiş. Uzun bir kayıt kuyruğunda beklerken telefonundaki harita uygulamasında yakınlarda Manas Üniversitesi’ni görmüş. Merak edip kampüse uğramış.
Birçok hayat hikâyesinde dönüm noktaları büyük cümlelerle anlatılır. Onunki ise oldukça sıradan görünen küçük bir kararla başlamış: yakındaki bir kampüse uğramak. Fakat o kısa ziyaret, kariyer yönünü değiştirmiş. Tıp yerine, uzun zamandır aklının bir köşesinde duran ikinci hayalini seçmiş, halkla ilişkiler ve reklamcılık.
Bugün geriye dönüp baktığında, o anı yalnızca bir tercih değişikliği olarak değil, karakterini şekillendiren bir eşik olarak görüyor. Üniversitenin ona yalnızca mesleki bilgi sunmadığını, aynı zamanda insan ilişkileri kurmayı, farklı fikirlere açık olmayı ve hızlı değişen koşullarda soğukkanlı kalmayı öğrettiğini anlatıyor.
“Öğrenci kartımı hâlâ saklıyorum”
Başarılı iletişimcinin kampüsle ilişkisi ise mezuniyet günü sona ermemiş. Öğrenci kartını hâlâ saklıyor. Zaman buldukça üniversiteye uğradığını, bazen yalnızca kampüs atmosferini yeniden hissetmek için yolunu o tarafa düşürdüğünü söylüyor. İnsan bazı yerlere ihtiyaç için değil, kendini hatırlamak için gider. Onun için kampüs biraz da böyle bir yer.
“Manas eğitimde fırsat eşitliği sunuyor”
Manas yıllarını anlatırken özellikle erişim ve fırsat eşitliğine dikkat çekiyor. Hazırlık sınıfıyla birlikte beş yıl boyunca ücretsiz eğitim aldığını vurguluyor. Bunun yalnızca ekonomik bir avantaj değil, öğrencinin potansiyeline odaklanmasını sağlayan bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyor. Maddi yük azaldığında, insanın enerjisi öğrenmeye, denemeye ve gelişmeye kalıyor.
Akademisyen desteği mezuniyet sonrasında da devam ediyor
Profesyonel hayata geçtikten sonra da üniversiteyle bağı sürmüş. Zorlandığı anlarda hocalarına danıştığını, onların kapısının öğrencilerine her zaman açık olduğunu söylüyor. Ona göre bu tür ilişkiler, çoğu zaman müfredatta yazmaz ama eğitimin gerçek mirasını oluşturur. Bilgi kadar, gerektiğinde arayabileceğiniz bir hocanın varlığı da insanı ayakta tutar.
Kısa süre önce fakülteye dönerek öğrencilere seminer vermiş. Bu kez sınıfta öğrenci olarak değil, deneyimlerini paylaşan bir mezun olarak bulunmuş. Akademik koridorlara farklı bir kimlikle dönmenin tuhaf ve güzel bir his olduğunu anlatıyor. Bir zamanlar not aldığı sıralarda şimdi tavsiye veren kişi olmak, zamanın sessiz döngülerinden biri.
“Başarının anahtarı, esneklik ve uyum yeteneğidir”
Mesleğine dair düşüncelerinde dikkat çeken şey, başarıyı gürültülü sloganlarla tarif etmemesi. Ona göre halkla ilişkilerde en önemli becerilerden biri esneklik. Her plan değişebilir, her kriz yeni bir dil gerektirebilir, her müşteri başka bir dünyanın kapısını aralayabilir. Böyle anlarda hızla uyum sağlamak, doğru tonu bulmak ve insanları gerçekten dinlemek belirleyici oluyor.
“Konfor alanından çıkmak herkes için zorunlu değil”
Karıbekova, popüler kişisel gelişim söylemlerine de mesafeli yaklaşıyor. “Konfor alanından çıkmak zorundasın” cümlesinin herkes için geçerli olmadığını düşünüyor. İnsanların aynı ritimde yaşamadığını, aynı biçimde üretmediğini söylüyor. Kimi, sabah erken saatlerde parlar, kimi gece sessizliğinde. Ona göre asıl mesele, başkalarının formülünü kopyalamak değil, kendi çalışma düzenini keşfetmek.
Belki de bu yüzden işini severek yapmanın önemini sık sık vurguluyor. Sevilen işin yalnızca gelir kapısı değil, enerji kaynağına dönüşebileceğini düşünüyor. Yorulduğunuz bir günün sonunda bile, anlamlı bir şey yaptığınızı hissediyorsanız o gün boşa geçmemiştir.
“Manas’lıyım demek bir sorumluluk”
Dijital çağın hızına rağmen etik konusundaki hassasiyeti ise dikkat çekici. İnternette yapılan işlerin kalıcı izler bıraktığını hatırlatıyor. Bir kampanya, bir cümle, yanlış kurulmuş bir mesaj yıllar sonra bile karşınıza çıkabilir. Bu nedenle yalnızca kendi adını değil, mezunu olduğu üniversitenin adını da taşıdığını hissediyor. “Manas’ın adını lekelememek için dikkatli davranıyorum,” derken başarı kadar sorumluluğun da önemli olduğunu vurguluyor.
Öğrencilere “kendinize güvenin” mesajı
Karıbekova, bugünün öğrencilerine sade ama güçlü bir mesaj veriyor. Kendilerini küçümsememeleri gerektiğini söylüyor. Manas öğrencilerini mütevazı, çalışkan ve gelişime açık bireyler olarak tanımlıyor, ancak bazen bu tevazunun özgüven eksikliğine dönüşebildiğini düşünüyor. Oysa insan, sahip olduğu bilgiye ve emeğe önce kendisi inanmalı.
Karıbekova’nın hikâyesi, modern kariyer anlatılarında sıkça karşılaşılan keskin başarı mitlerinden farklı. Bu hikâyede ani mucizeler, tek gecede gelen zaferler ya da kusursuz planlar yok. Bunun yerine merak, uyum, emek, etik ve aidiyet var. Belki de kalıcı başarı dediğimiz şey, tam olarak bunların toplamı.
.jpeg)
